İstiklal Marşı

18 Haziran 2009 Perşembe

10 Mart 2009 Salı

İstiklal Marşı

2 yorum



İSTİKLAL MARŞI HAKKINDA





MECLİS'TEN



TEZKERE

Konu ilk kez 26 Şubat 1921'de, marşın gazetelerde ilk yayınından 9 gün sonra Meclis'e gelmiştir. Bakanlıktan gelen yazının görüşüldüğü ve seçilen marşların bastırılarak meclis üyelerine dağıtılmasının kararlaştırıldığı görüşmenin tutanağı aynen şöyledir:


İstiklâl Marşı Hakkında Maarif Vekâleti'nden Mevrut Tezkere;


REİS - Efendim, evrakı varideye başlıyoruz. İstiklâl marşı hakkında Maarif Vekâleti'nden mevrut tezkereyi tensip buyurursanız Maarif Encümeni'ne gönderelim.


HAMDl NÂMIK B. (İzmit) - Reis Bey müsaade buyurun, bunun içinde Maarif Encümeni'nden bir zatın da bir marşı vardır.


YAHYA GALİP B. (Kırşehir)-Efendim İstiklâl Marşı hakkında Maarif Vekâleti'nden gönderilen parçaları tabettirelim.


REİS - Efendim, Maarif Encümeni'ne gönderiyoruz. Rüfekayi kiramdan edebiyata merakı olanlar, e'debiyatta ihtisası olan zeval lütfen toplansın, tetkik etsinler.


YAHYA GALİP - Tabedilsin, biz de bir defa görelim.


BESİM ATALAY B. (Kütahya) - Maarif Encümeni toplansın. Mütalâa edelim. Şûaraya yazılsın, herkesin mütalâaları alınsın efendim.. Mevzuu müzakere olmak için bir tanesinin intihabı lâzımdır, o da tabedilir.


HAMDİ NÂMIK B. (İzmit) - Malûmu âliniz Maarif Encümeni'nin Reisi Mehmet Âkîf Bey'in de bir şiiri vardır. Onun için ayrıca bir encümen intihabını teklif ederim.


HASAN BASRİ B. (Karesi) - Mehmet Akif o zilleti irtikâp etmez, katiyen ona tenezzül etmez (Gürültüler).


HAMDİ NÂMIK B. - Fakat Maarif Encümeni'nin reisidir, bitaraf olmak lâzım gelir. (Gürültüler).


REİS - Encümenden geldikten sonra müzakere edersiniz efendim (Gürültüler).


HAMDİ NÂMIK B. - Öyle Maarif Encumeni'yle olmaz, bunu erbabı ihtisastan mürekkep bir encümen tetkik etsin.


REİS - Maarif Enc ümeni'ne havalesini kabul edenler lütfen el kaldırsın.


BESİM ATALAY B. - Olamaz, erbabı ihtisastan müteşekkil bir encümen ister.


REİS - Tab'ı tevziini kabul edenler el kaldırsın. İndiriniz ellerinizi, aksini kabul edenler el kaldırsın. Tab ve tevzi edilecektir.





Tartışmanın özeti, ertesi günkü Hakimiyeti Milliye'nin "Büyük Millet Meclisi" sütununda şu cümlelerle verilmiştir:


"Bade [sonra], evrak-ı varidenin müzakeresine başlandı. Maarif Vekâleti'nden gelen istiklâl marşları, Maarif Encümeni'ne havale edilecekken, encümen reisinin de bir marşı olduğu için tabedilerek heyet-i umumiyece tetkiki karargir oldu."




İlk görüşmeden 3 gün sonra, l martta konu yeniden Meclis'e geldi. O gün ikinci çalışma yılı açılıyordu. Mustafa Kemal, ö nemli bir konuşma yaptı. Kurtuluş kavgasının içinde bulunduğu zorluklar ve geleceğe, zafere olan güven dile getirildi. Mustafa Kemal'in başkanlığı altında devam eden görüşmelerde Mazhar Müfit Bey'in teklifi üzerine ordu kumandanlarına, Ertuğrul Mebusu Mustafa Kemal Bey'in teklifi üzerine de Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerine birer teşekkür yazısının gönderilmesi kararlaştırıldı.


Karesi Mebusu Hasan Basri Bey'in teklifi üzerine de Hamdullah Suphi Bey, İstiklâl Marşı'nı kürsüden okumuş ve bu arada marşlardan hangisinin seçilmesi gerektiği konusunda görüşünü de açıklamıştır.




Buna ilişkin görüşmelerin tutanağı aynen şöyledir:


Karesi Mebusu Hasan Basri Bey'in, İstiklâl Marşı güftesinin Hamdullah Suphi Bey Tarafından Meclis Kürsüsünden Okunmasına Dair Takriri:


REİS PAŞA - Efendim; İki takrir vardır, arkadaşlardan Basri Bey'in Hamdullah Suphi Beyefendi'nin İstiklâl Marşının kürsüden okunmasına dair teklifleri var.


MUHİDDİN BAHA B. (Bursa)- Hangi İstiklal marşı. Basri Bey söylerler mi?


BESİN ATALAY B. (Kütahya)- Daha kabul edilmedi efendim, bir encümen teşekkül edecekti.


HASAN BASRİ B. (Karesi)- Maarif Vekâleti'nce yedi tanesi intihap edilmiş, bunlardan herhangi birisi okunsun.


REİS PAŞA - Maarif Vekâleti'nce intihab edilmiş olanlardan birisinin kıraati tensib ediliyor.


MUHİDDİN BAHA B. (Bursa) - Hamdullah Subhi B., Basri B. hangisini isterlerse okusunlar.


REİS PAŞA - Efendim Basri Bey'in bu teklifini kabul buyuranlar lütfen ellerini kaldırsın... Kabul olunmuştur, efendim.


REİS - Hamdullah Suphi Beyefendi buyurun. (Şimdi gelir sesleri). Maatteessüf bu dakika için tehir ediyoruz. Geldikleri zaman söyleriz.



İLK OKUNMASI



Saruhan Mebusu Reşat Bey'in, Celse Sonunda Karesi Mebusu Abdülgafur Efendi Tarafından Bir Dua İrat Edilmesine Dair Takriri:


REİS - Yeni bir takrir var, Saruhan Mebusu Reşat Bey'indir. (Bu mübarek meclisimizin içtimai nihayetinde Abdülgafur Efendi tarafindan bir dua irat buyurulmasını arz ve teklif ederim) diyorlar. (Seriye Vekili Efendi var sesleri). Dua edilmesini kabul buyuranlar lütfen ellerini kaldırsın... Kabul edildi.

İstiklâl marşlarından bîr tanesinin kürsüden okunmasına Heyeti Celile karar vermişti.


HAMDULLAH SUPHİ B. (Antalya) - Arkadaşlar, hatırlarsınız Maarif Vekâleti son mücadelemizin ruhunu terennüm edecek bir marş için şairlerimize müracaat etmiştir. Birçok şiirler geldi. Arada-yedi tanesi en fazla evsafı haiz olarak görülmüş ve ayrılmıştır.


SALİH Ef. (Erzurum) - İsimleri nedir?


HAMDULLAH SUPHİ B. - Ayrıca arzed ilecektir. Yalnız vekâlet yapmış olduğu tetkikatta fevkalâde kuvvetli bir şiir aramak lüzumunu hissettiği için ben şahsen Mehmet Akif Beyefendi'ye müracaat ettim ve kendilerinin de bir şiir yazmalarını rica ettim. Kendileri çok asil bir endişe ile tereddüt gösterdiler. Bilirsiniz ki bu şiirler için bir ikramiye vadedilmiştir halbuki bunu kendi isimlerine takrib etmek arzusunda bulunmadıklarını ve bundan çekindiklerini izhar ettiler. Ben şahsen müracaat ettim. Lâzımgelen tedabiri alırız ve icabeden ilânı yaparız dedim. Bu şartla büyük dini şairimiz bize fevkalâde nefis bir şiir gönderdiler. Diğer altı şiirle beraber nazarı tetkikinize arzedeceğiz. İntihab size aittir. Arkadaşlar reyimi ihsas ediyorum. Beğenmek, takdir etmek hususunda haizi hürriyetim. İntihabımı yapmışım, fakat sizin intihabınız benim intihabımı nakzedebilir. Arkadaşlar bu size aittir efendim.




İSTİKLÂL MARŞI


1

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

(Şiddetli alkışlar)

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim mîlletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.


2

Çatma; kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl,

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...

Hakkıdır, hakka' tapan, milletimin istiklâl.

(Alkışlar)


3

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


4

Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var,

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?


5

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana vaadettiği günler hakkın.

Kim bilir belki yarın... Belki yarından da yakın.

(Alkışlar)


6

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı;

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır atanı;

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

(Alkışlar)


7

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

(Alkışlar)

Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

(İnşallah sadaları)


8

Ruhumun senden, ilâhi şudur ancak emeli.

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli,

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


9

O zaman vecdile bin secde eder -varsa- taşım,

Her cerihamdan, ilâhi boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruhu mücerret gibi yerden naaşım;

O zaman yükselerek arşa değer belki basım.

(Alkışlar)


10

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal;

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;.

Hakkıdır; hakka tapan, milletimin istiklâl.

(Sürekli alkışlar)



KABULÜ



MAARİF VEKİLİ HAMDULLAH SUPHİ B. - Arkadaşlar, İstiklâl marşları hakkında Vekâlet tarafından vâki olan davet üzerine ne kadar marş elimize geçmiş ise bunları bir encümen marifetiyle tetkik ettirdik, neticeyi Heyeti Celilenize arzettik. Bunları görmek arzu buyurdunuz. Matbu olarak tevzi edildi efendim. Bir nokta üzerine nazarı dikkatinizi celbetmek isterim. Bu İstiklâl marşları tarafı âlinizden tetkik edildikten sonra intihabınız hangi şiir üzerinde temerküz ederse ikinci bir muamele daha yapılacaktır. Bestekârlara yollayacağız, bestekârlar dahi bize muhtelif besteler yollayacaklardır. Onlar arasında bir intihab daha yapılacaktır.


Anadolu mücadelesi uzun müddetlerden beri devam ediyor, bunu ifade etmek, bunun ruhunu söyletmek üzere yazılmış olan bu şiirler ne kadar evvel bir karara iktiran ederse şüphesiz kî daha fazla müstefit oluruz.


Heyeti celilenizden istirham ediyorum. Şiirler mütalâa edilmiştir. Bunu bir heyete mi, bir encümene mi verirsiniz? Heyeti Umumiye'ce bir karara mı raptedersiniz? Ne arzu buyurursanız yapınız.


REİS - Maarif Vekâleti bu İstiklâl Marşının bugün ruznameye alınarak müzakeresini arzu ediyor. Bugün müzekeresini kabul eden lütfen el kaldırsın. Kabul edildi efendim.


MUHİTTİN BAHA B. (Bursa) - Muhterem efendiler, söyleyeceğim sözlerin yanlış anlaşılmamasını, bir maksadı mahsusa hamledilmemesini teminen iptidaen bir hakikatten bahsedeceğim; bu mîllî marş müsabakası ilân edildiği zaman müsabakaya ben de iştirak etmek istedim. Fakat bu mesele öyle bir cereyan almıştır ki bendeniz bu müsabaka işinden sarfınazar ediyorum. (M) İmzalı şiir bendenizindir. Bunu ithal buyurmayınız.


Gene Kemalettin Kami namında biri vardır ki avnı sebepten dolayı gazetemizde kendi şiirini geriye almıştır. Bunun üzerine mütalâanızı beyan buyurursunuz. Bir Encümeni edebî mi teşkil edersiniz, ne yapılacaktır? Ona göre.


REİS - Burada bir mesele var. İstiklâl marşlarını doğrudan doğruya Heyeti Umumiye'de müzakere ederek bir karar mı vereceksiniz, yoksa bir encümene mi havale edeceksiniz?


YAHYA GALİP B. (Kırşehir)- Burada olsun, hepimiz anlarız.


BESİM ATALAY B. (Kütahya) - Efendim, şiirler iki türlüdür. Ya hislerin mâkesidir, yahut derin veyahut ağlatıcı bir ruhun, ağlatıcı bir galeyanın aksidir. Şiir bu iki şekil üzerine doğarsa makbul ve muteberdir. Dünyada o şiirlerdir ki halk arasında yaşar. Ya yüksek ve bedii bir histen doğar, ya muhrik bir helecandan doğar. Böyle olmayıp da ısmarlama tarikiyle yazılırsa bu şiirler yaşamaz. Efendiler, bizim Cezayir Marşımız vardır. Bu; halk arasında yaşıyor. Bu müsabaka ile yazılmamıştır. Bu; ağlayan bir ruhun, eline silâhını alarak düşmana koşan, vatanına koşan bir ruhun hissiyatını terennüm eder. Marseyyez'in nasıl söylendiğini bilirsiniz. İnkılâbı Kebir esnasında -silâhını almış- koşan bir gencin söylediği şiir birden bire taammüm etmiştir. Evvelâ bu gibi şiirlerin memleketin mâruz kaldığı felâketlere -ağlayarak, titreyerek-evvelâ güftesi değil, bestesi söylenir. Ismarlama şiirlere verilecek memleketin parası yoktur.


HAMDULLAH SUPHİ B. (Antalya) - Arkadaşlar, bir hata üzerine, bir galatı rüyet üzerine dikkati âlinizi celbetmek isterim. Bilhassa para meselesi ile bu şiirler arasında bir münasebet bulmak, gayet yanlış bir noktai nazardır. Memleketin kuvayi maddiyesi ve mâneviyesi vardır. İstihlâsı vatan mücadelesini yapan milletin vekilleri, onun vekillerinin vekilleri halkın heyecanını ifade etmek üzere memleketin şairlerine müracaat etmiştir. Bu şairler ilk defa şiirlerini yazmamıştır. Arkadaşlar, bize şiirlerini yollayan şairler, seneler arasında bütün memleketin kederlerini, ıstıraplarını, bütün mefahirini söyleyen şiirler yazmışlardır. Demek para mukabilinde şiir mevzuubahis değildir. Biz halkın ruhunu, heyecanını ifade eden şiirler yazmaları için şairlerimize müracaat ettik. Hiçbirisi para hakkında bir şey söylememiştir. Geçen defa işaret ettiğim üzere nazarı dikkatinizi celbediyorum: Mehmet Akif Belki bu, şairler arasında para meselesinden kaçınan arkadaşlarımızdan birisidir- zaten senelerden beri en yüksek ve en ilâhi bir belâgatle yazmıştır. Yeniden yazmaktan çekinmesi; bazılarının hatırına para gelir, diye korkmasındandır ve ona binaen yazmamıştır. Ben gelen şiirleri okuduktan sonra, bu işte vazifedar ettiğiniz bir arkadaşınız sıfatiyle, arzu ettim ki bir kuvvetîi şiir daha bulunsun ve kendilerine müracaat ettim. Bunun üzerine kendileri de şiir yazdılar, gönderdiler. Besim Atalay Bey'in halk şiirlerinin -bilhassa büyük vakayii milliyeye taallûk eden şiirlerin- bir siparişi mahsus üzerine doğmadığı sözü gayet vârittir. Yalnız bizim şimdiye kadar mevcut olan şiirlerimizin bugünkü mücadelemizi ifade etmiyorsa şairlerimizin. kendi duygularını ifade etmeleri katiyen doğru değildir. Kendileri şu noktada haklıdırlar: Bütün şiirler ve millî şiirler cihanın en mâruf olan şiirleri, halk hareketleri arasından doğmuş olan şiirlerdir. Fakat itiraf ederim ki, bu şiirler aramızda d aha. doğmamıştır. Doğmasını arzu etmek bizim için bir vazifedir. Şairlerimize müracaat ettik ve bize çok güzel şiirler yazdılar. Bu şiirler arasında intihap hakkı Heyeti Âliye'nize aittir. Şiirleri okuyunuz. Ben istirham ediyorum ki bir an evvel bu şiirin bestelenmesi için bir karar ittihaz ediniz ve bütün milletin lisanına geçmesi için istical buyurunuz, bir karar veriniz, tebliğ ediniz, ben de mesaimin ikinci kısmına geçeyim.


Dr. SUAT B. (Kastamonu) - Beyler, esasen mesleğim şiirle edebiyatla iştigale müsait değildir. Bu itibarla arzedeceğim izahatı şiir ve edebiyat tenkidatı gibi arzetmeyeceğim. Ancak Hamdullah Suphi Beyefendi geçenlerde bu kürsüde, bu şiirleri inşat ettiği vakit, Meclîs'te büyük bir gürültü olmuştu. Ondan.anlaşılıyordu ki İstiklâl Marşı olarak bu şiirlerden birisinin intihap edilmesini teklif ederlerse çok güzel bir şey olacak. Bendeniz Akif Bey'in diğer eserlerini de okumuşum. Esasen bir marş; bir milletin heyecanlarını, tahassüsatını terennüm etmek itibariyle kıymetli ise, Akif Bey'in son yaptığı İstiklâl Marşı'ndan evvel inşat etmiş olduğu şiirler, zaten bidayeti inşadından çok evvel bizim hissiyatımızı, tahassüsatımızı ifade etmiştir. Kendisinin, memleketin tahaşsüsatına karşı ne kadar kuvvetli bir kudreti şiiriyesi olduğunu ve Garp ve Şark âlemi hakkındaki tahassüsatımn en güzel numunelerini (Safahat) ismindeki eserleri gösterir. Bu itibarla bu kahramanı edebıi tebcil etmemek elden gelmez. Bendeniz kendi namıma Mehmet Âkİf Bey'in büyük bir unvan ile tertip ettiği eseri tetkik etmek istemern.Tahsisen bu meselede bunların içinde yazmış olduğu marşların en güzeli İstiklâl Marşı'dır ve bundan evvel de Meclis'te büyük bir vecd uyandırmıştır. Onun için durudiraz mütalâa etmeksizin bunun tasvip edilmesini teklifederim.


HACI TEVFİK Ef. (Kângırı) - Efendiler, bendeniz bu şiirin bu hakikat kürsülerine nasıl çıktığına tahayyür ediyorum. Bunu Meclisi Maarif kendisi intihap eder, kendisi tercih eder, kendisi yapar. Gerçi şiir bir meziyettir, gerçi şiir bir ziverdir, lâkin bir hayaldir. Bu kürsü hakikata çıkması doğru değildir: Eğer tercih lâzım geliyorsa Akif Bey'in şiiri gayet güzel yazılmıştır. Lâkin biz bugün âşiyanda değiliz. Millet Meclisi'nin kürsüsünde olduğumuzu unutmayalım, bunu Maarif Encümeni kendisi mütalâa etsin, kendisi takdir etsin, kendisi tercih etsin. (Doğru sesleri).


TUNALI HİLMİ B. (Bolu) - Arkadaşlar mesele gayet mühimdir. Eğer bu marş milletin ruhunu kavrayabilecek bir marş ise onda ufacık bir yakışıksızlık diyelim, sonra o marş için pek büyük düşüklük verir. Biraz serbest söyleyemiyorum, kusura bakmayınız. Burada edebî tenkidata girişecek değilim. Binaenaleyh yalnız fikrimi kısaca arzedeceğim. Katiyen Hamdullah Suphi Bey'in isticaline iştirak edemem (Biz ederiz sesleri). Edemem; zira bir kere bu marş milletin ruhundan doğma bir marş değildir. Besim Atalay Bey'in hakkı vardır. Milletin ruhuna tercüman olacak bir marş olmalı. (Gürültüler). Müsaade buyurunuz.


REİS - Kesmeyelim, böyle müzakere edemeyiz ki...


TUN ALI HİLMİ B. (Bolu) (Devamla) - Bu o kadar müzakereye kayıktır ki siz takdir edemezsiniz.


REFİK ŞEVKET B. (Saruhan) - Reis Bey usulü müzakere hakkında söz isterim. Müsaade buyurur musunuz? Şiirler sahiplerinin malıdır. Beğenirsek rey veririz, beğenmezsek rey vermeyiz. Herkesin muhterem şahsiyetine tecavüz etmeyerek kabul edelim veyahut etmeyelim, rica ederim.


TUNALI HİLMİ B. (Bolu) - Gerek şu şiire ve gerek şu manzumelere karşı bir şey söyledim mi ki böyle söylüyorsunuz? İsim zikretmedim. İyi dinleyiniz, kulaklarınızı açınız. Arkadaşlar istirham ederim! Bunu, bir encümeni mahsusu edebî teşkil edelim, oraya havale edelim, bu manzumelerin birini intihap etsin. Asıl ruhî mesele buradadır... O encümeni mahsus intihab ettiği manzumenin sahibini çağırır, der ki ona, şu mısraı terkederseniz veya şu mealde tebdil ederseniz ve şu kelimenin bununla tebdili elzemdir, o zaman o manzume daha iyi olur. İstirham ederim, bu noktaya dikkat buyurunuz. Arkadaşlar manzumenin bastan başa iyi olmasını bütün samimiyetle arzu ediyorum ve bu teklifte bulunuyorum. (Gürültüler) Müsaade buyurunuz bana biri imzalı, biri imzasız iki mektup geldi. Bu mektupta deniliyor ki; Diğer verilmiş olan manzumeleri de okuyunuz, onların içinde; intihap edilmiş olanlardan daha muvafıkı vardır. (Handeler) (Memiş Çavuş sesleri) Sahibi mektup Garp Ordusu'na gitti. İmzasiyle gösterebilirim. Arkadaşlar tekrar ısrar ediyorum, bir encümeni mahsusu edibi teşkil edilmelidir ve intihap onun reyine bırakılmalıdır. (Hayır, hayır sesleri) (Gürültüler)


REİS - Efendim müsaade buyurunuz. Trabzon Mebusu Celâl Bey'in İstiklâl Marşı ile bir takriri var."Riyaseti Celiliye


Mingayrihaddin karaladığım gayrimatbu İstiklâl Marşı'nın Meclisi Âli huzurunda kıraet olunmasını teklif eylerim.


Trabzon Mebusu Celâl"




REİS - Müsaade buyurunuz rica ederim. Zannediyorum ki, bu Heyeti Celilelerine dağıtılan manzumeler müddeti muayyene zarfında toplanıp da şimdi intihap edilenlerdir. Bunun müsabakaya ithali kabil midir efendim? (Hayır, hayır sesleri).


İHSAN B. (Cebelibereket) - Şekil aramıyoruz. İyi ise dinleyelim (Muvafık sesleri).


REİS - Efendim müsaade buyurunuz. Tekrar ediyorum. Muayyen bir zaman zarfinda marş müsabakası ilân edildi. Onlardan Maarif Vekâleti intihap etmiş, göndermiş. Şimdi bu gönderdiği marşlardan birinin intihabını Heyeti Umumiye'de kendisi takip ediyor ve müzakere ediyoruz. Bu meyanda birisi bir marş gönderiyor. Bunu kabul ettikten sonra yarın vâki olacak müracaatları da reddedemeyeceğiz.


REFİK B. (Konya) - Nasıl reddedeceksiniz? İlânihaye devam edecektir.


İHSAN B. (Cebelibereket) - Marş lâzımdır. Hangisi güzel olursa o lâzımdır.


REİS- Bu marşın okunmasını kabul buyuranlar lütfen el kaldırsın... Kabul edilmedi efendim.


HAMDİ NAMIK B. (İzmit) - Efendiler, millî bir marş yapmak ihtiyacı hâsıl olmuş. Maarif Vekili şairleri müsabakaya davet etmiş, birçok şiirler içerisinden birkaç parça intihap ve tabedilmiş. Bendeniz anlamıyorum. Bu bir Meclisi Milli işi midir? Bir encümeni edebî işi midir? (Millet işidir sesleri). Mîllet işidir. Şüphesiz efendiler, fakat malûmu âliniz şiir meselesi bîr sanat meselesidir, Eğer bunu tercih etmek hakkını biz deruhde ediyorsak aram ızda şiirle tevvegul [?] etmiş arkadaşlarımızdan bir encümeni edebî teşkil edelim, onlar tetkik etsinler. Geçen gün bu maksatla söylediğim bir söz suitelâkkiye uğramıştır. Binaenaleyh eğer bunun tetkiki için içimizden bir encümen teşkil etmiyecek olursak o hak doğrudan doğruya Maarif Vekâleti'ne aittir, noktai nazarını izah etsin ya kabul edersiniz, yahut kabul etmezsiniz. Bunun uzun uzadıya sürünmesine hacet yoktur (Gürültüler).


MAARİF VEKİLİ HAMDULLAH SUPHİ B. - Arkadaşlar! Refik Şevket Bey'in sözünü tekrar ediyorum. Bu şiirler mevzuubahis olduğu vakit lüzumsuz yere, hatta arzumuz hilâfinda şiirler yazmış olan arkadaşlarımız için böyle bir söz buradan çıkmamalıdır. Bahusus ki, arkadaşlar ısmarlama sözü ve halkın tercümanı olmaz sözü yanlıştır. Çünkü halkın mümessilleri olan sizlerin huzurunda okunan şiirin Heyeti Aliyeniz üzerindeki âzami tesirine bendeniz de şahit oldum. Eğer halk üzerine olan tesirini anlamak için kendi kalbimizden başka miyarınız varsa o başkadır. Eğer halkın teessürünü kendimiz anlayacak olursak halkın kalbini de anlamış oluruz. Şimdi arkadaşlar bendeniz diyeceğim ki: Yeni bir encümeni edebiye havale edersek bir fayda mutasavver olabilir. Eğer encümen kararını verip bitirecek ise. Fakat zannediyorum Meclisinizin verdiği karar ve ısrar ettiği nokta, kendisinin bu işi halletmesidir. O halele encümenden çıkıp yine heyetinize gelecektir. Yine bu vaziyet hâsıl olacaktır. O halde burada yedi tane şiir vardır, Riyaset bunları ayrı ayn reye vaz'etsin, hangisi tarafınızdan mazharı takdir olursa onu kabul edersiniz. (Doğru sesleri).


REİS- Efendim müzakerenin kifayetine dair takrirler vardır. Müzakerenin kifayetini reye koyacağım. Müzakereyi kâfi görenler lütfen el kaldırsın... Kabul edildi. Kırşehir Mebusu Yahya Galip Bey'in bir takriri var.


" Riyaseti Celileye Muhittin Bey'in inşad ettikleri marşın kürsüde taraflarından okunmasını teklif eylerim.

12 Mart 1337

Kırşehir Mebusu

Yahya Galip"


REİS- Kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın...Kabul edilmedi efendim. Efendim Muş Mebusu Abdülgani Bey'in bir takriri vardır. "Riyaseti Celileye İstiklâl Marşı Maarif Vekâleti'nce müsabakaya vaz'edilmiş ve intihabı yine Vekâleti mezbureye ait bulunmuş olduğundan ve Meclisi Ali bir meclisi edebî olmadığından intihabının dahi Maarif Vekâleti'ne ait olduğunu arz ve teklifeylerim. 12 Mart 1337

Muş Mebusu

Abdülgani"




REİS - Kabul edenler lütfen el kaldırsın... Kabul edilmedi efendim. Efendim Saruhan Mebusu Avni Bey'in takriri var.


"Riyaseti Celileye İstiklâl Marşı vatanî bir parça olmakla beraber her halde şayanı teslimdir ki şiiri, musikisi, vatanî olması lâzımgelen bu marşın tetkiki her halde bir ihtisas ve ehli hibre meselesidir. Binaenaleyh, bu marşın tefrik ve kabulü için erbabı ihtisastan mürekkep bir encümene tevdii ve badehu bestelenmesini teklif eylerim.

12 Mart 1337

Saruhan Mebusu

Avni"




REİS - Efendim bu teklifi kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Kabul edilmedi. Şimdi efendim müzakerenin kifayetine dair muhtelif takrirler var. Yahut her marşı Heyeti Âliyenizin reyine koyalım.


HASAN BASRİ B. (Karesi) - Reis Bey! Bizim bir takririmiz vardır. Suat Bey'in de bir takriri var.


REİS- Meclisi Âli reyini ne suretle izhar ederse ondan sonra anlaşılacaktır.


"Riyaseti Celîleye


Müzakerenin kifayetini ve Mehmet Akif Bey'in İstiklâl Marşı'nın kabulünü teklif ederim.


12 Mart 1337

Kastamonu Mebusu

Dr. Suat"




"Riyasete İstiklâl Marşı'nın şubelerce teşkil edilecek bir encümeni mahsus tarafından tetkik ve tasdik olunmasını teklif ederim.


12 Mart 1337

Bolu Mebusu

Tunalı Hilmi"



REİS - Bu takriri kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Reddolundu.




"Riyaseti Celileye Şiirin besteye gelip gelmemesi meselesi vardır. Şuara ve bestekârlardan mürekkep bir encümen teşkilini teklif eylerim.


12 Mart 1337

Ertuğrul Mebusu

Necip"



REİS - Aynı mealde birçok takrirler vardır. Necip Bey'in takririni kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Reddedildi.




"Riyaseti Celileye Bütün Meclis'in ve halkın takdiratını celbeden Mehmet Akif Beyefendi'nin şiirinin tercihan kabulünü teklif ederim.


12 Mart 1337

Karesi Mebusu

H. Basri"



"Riyaseti Celileye


İstiklâl marşlarını matbu varakalarda hepimiz ayn ayrı tetkik ettiğimiz için encümene havalesine lüzum yoktur. Mehmet Akif Bey'e ait olanının Miîlî Marş olarak kabulünü teklif ederim.


12 Mart 1337

Bursa Mebusu

Operatör Emin"




"Riyaseti Celileye


Kaffei ervahı İslâm üzerinde kıraati heyecanlar tevlit edecek derecede icazkâr olan büyük İslâm Şairi Mehmet Akif Bey'in marşının takdiren kabulünü teklif eylerim.


12 Mart 1337

Bitlis Mebusu

Yusuf Ziya"




" Riyaseti Celileye


Ötedenberi İslâmın ruhnevaz şairi Akif Bey efendi'nin İstiklâl Marşı her veçhile müreccah ve Meclisi Âli'nin ruhu mâneviyesine evfak olmakla kabul edilmesini teklif ederim.


12 Mart 1337

İsparta Mebusu

İbrahim"



"Riyaseti Celileye


Mehmet Akif Bey tarafından inşat edilen marşın kendi tarafından kürsüde kıraat edilmesini teklif eylerim.


12 Mart 1337

Kırşehir Mebusu

Yahya Galip"


REİS - Bu takrirlerin hepsi Mehmet Akif Bey'in şiirinin kabulünü mutazammındır. (Reye sesleri). Müsaade buyurunuz, rica ederim müsaade buyurunuz efendiler.


TUNALI HİLMİ B. (Bolu) - Reis Bey müsaade buyurursanız Mehmet Akif Bey'in marşının reye vaz'ından evvel bendeniz ufacık birsey rica edeceğim. Tebdil edilmesi ihtimali vardır.


REİS- Müzakere bitmiştir efendim rica ederim.


SALİH Ef. (Erzurum) - Bendeniz bîr şey arzedeceğim.


REİS - Müzakere bitmiştir. MaarifVekâleti'nin teklifi vardır. Her marşı ayrı ayrı reye koyunuz dîye teklif etmişlerdi. Her marşın ayrı ayrı reye vaz'ını kabul buyuranlar lütfen el kaldırsın. Kabul edilmedi. O halde bu takrirleri reye koyacağız. Basri Bey'in takririni reye koyuyorum (Basri Bey'in takriri tekrar okundu).


REİS- Basri Bey'in takririni kabul buyuranlar ellerini kaldırsın. Kabul edildi efendim (Gürültüler ve ret sadalan).


REFİK ŞEVKET B. (Saruhan) - Reis Bey! Mehmet Akif Bey'in şiirinin aleyhinde bulunanlar da ellerini kaldırsın ki ona göre muhaliflerin miktarı anlaşılsın. (Muvafıktır, anlaşılsın sadaları).


REİS - Bu takriri kabul edenler, yani Mehmet Akif Beyefendi tarafından yazılan marşın İstiklâl Marşı olmak üzere tanınmasını kabul edenler lütfen el kaldırsın. Ekseriyeti azime ile kabul edildi.


MÜFİT Ef. (Kırşehir) - Reis Bey yalnız bir şey arzedeceğim. Hamdullah Suphi Bey'in bu marşı bu kürsüden bir daha okumasını rica ediyorum. (Gürültüler).


REFİK B. (Konya) - Milletin ruhuna tercüman olan işbu İstiklâl Marşı'nın ayakta okunmasını teklif ediyorum.


REİS - Müsaade buyurursunuz efendim. Heyeti muhtereme bu marşı kabul ettiğinden tabiî resmî bir İstiklâl Marsı olarak tanınmıştır. Binaenaleyh ayakta dinlememiz icabeder. Buyurunuz efendiler;


İSTİKLÂL MARŞI


1

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

(Şiddetli alkışlar)

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim mîlletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.


2

Çatma; kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl,

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...

Hakkıdır, Hakka' tapan, milletimin istiklâl.


3

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


4

Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var,

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?


5

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana vaadettiği günler hakkın.

Kim bilir belki yarın... Belki yarından da yakın.


6

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı;

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır atanı;

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


7

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


8

Ruhumun senden, ilâhi şudur ancak emeli.

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli,

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


9

O zaman vecdile bin secde eder -varsa- taşım,

Her cerihamdan, ilâhi boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruhu mücerret gibi yerden naaşım;

O zaman yükselerek arşa değer belki basım.


10

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal;

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;.

Hakkıdır; Hakka tapan, milletimin istiklâl.


(Sürekli alkışlar)







MEHMET ÂKİF ERSOY (1873 - 1936)






HAYATI


Mehmet Akif, İstanbul'un Sarıgüzel semtinde, Sarı Nasuh mahallesinde 1873 yılında dünyaya geldi. Babası, Îpek kasabasında doğmuş Hoca Tahir Efendi, annesi ise Emine Şerife hanımdır. Babasına temizliğe olan fazla düşkünlüğünden dolayı Temiz Tahir Efendi derler. Temiz Tahir Efendi, İpek kasabasında bir müddet tahsil yaptıktan sonra İstanbul'a geldi. Burada Yozgatlı Hacı Mahmut Efendiden dinî dersler almağa başladı.



Emine Şerife hanım Şirvan'lı Derviş Efendi i le evlenmişti. Bir müddet kocasiyle birlikte Amasya'da kalan Emine Şerife hanım sonradan İstanbul'a gelerek yerleşti. İki erkek çocuğunu, bir müddet sonra da kocasını kaybederek dul kaldı. Temiz Tahir Efendi, Sarıgüzel'de kocasından kalan evde oturan bu iyi ahlâk sahibi ve güzel dulun medhini duymuştu. Allahın emriyle onu istetti, ve evlendi. Bu evlenmeden de Mehmet Akif dünyaya geldi. Temiz Tahir Efendi okur-yazar, tarikat sahibi bir adamdı. Şeyh Feyzullab Efendiden ders alıyordu. Aynı zamanda bu şeyhin çömezi idi. Anne ve baba dünyaya gelen çocuklarından dolayı büyük bir sevinç içinde idiler.


Tahir Efendi yeni doğan oğluna Ebced hesabı ile doğum yılını içine alan (Ragıf) adını koydu. Bu isim (Gerde) adlı bir nevi ekmek manasına geliyordu. Lâkin Osmanlı dilinde böyle bir isim yoktu. Bu yüzden zamanla babasının kendisine taktığı bu isim unutuldu ve (Akif) e çevrildi. Tahir Efendinin sonradan bir de kızı düyaya geldi. Ona da Nuriye adını taktılar. Sonradan Nuriye hanım Arif Hikmet Beyle evlendi. Akif dört yaşına basınca mahalle mektebine devama başladı. Aile durumu yüzünden mektebine zorlukla devam ediyordu. Mahalle mektebini bitirdikten sonra Fatih'de Emir-i Buharî'deki mektebe devama başladı. Burayı da bitirdikten sonra Fatih Merkez Rüştiyesine yazıldı. Bu mektepde en çok sevdiği hoca, Kadri Efendi ismini taşıyan Türkçe hocası idi. Bu hoca, küçük Akif üzerinde önemli bir tesir bıraktı. Kadri Efendi Abdülhamid'in baskısına fazla dayanamadı. Evvelâ Mısır'a kaçarak orada Kanun-u Esasi ismini taşıyan bir gazete çıkarmağa başladı. En sonunda hürriyet taraftarlarının sığındığı Paris'e kaçarak orada hayata gözlerini yumdu. Onun hayatını takip eden Mehmet Akif, hürriyet taraftarı olan ve kendisini çok seven bu hocasını hayatı boyunca hiç unutmadı.


Mehmet Akif'in olgunlaşmasında babasının tesiri fazladır. Arapcayı ve dine ait eserleri Mehmet Akif hep babasından öğrenmiştir. Baba, oğlu ile birlikte camiye giderken yolda ona bilmediği lûgatları ezberletmiş, dine temas eder bir takım bilgiler vermiştir. Bu yüzden Mehmet Akif babası için «O benim hem babam, hem de hocamdır. Ben hayatta ne öğrendi isem ondan öğrendim» demiştir. Babasından aldığı bu derslerden başka Mehmet Akif, Fatih baş imamı Arap hoca ile birlikte de kur'an ezberlemekte ve ondan bu sahada ders almaktadır. Rüştiyeye devam ettiği sıralarda Fatih camiinde Selânik'li Esat dededen Acemce dersler almağa başlamıştır. Arapca derslerini de ayrıca ona Halis Efendi vermektedir.


Mehmet Akif, şimdi Fatih rüştiyesini bitirmiş ve mülkiye mektebinin idadî kısmına yazılmıştır. Burada da üç yıl okuyarak şehadetnamesini alan Mehmet Akif, bu sefer Mülkiye'nin yüksek kısmına devama başlamıştır.


1887 yılında babası Temiz Tahir Efendi hayata gözlerini yummuştur. Bu acı yetmiyormuş gibi bir müddet sonra da Sarıgüzel semtindeki ailenin sığındığı biricik ev, çıkan bir yangında kül haline gelmiştir. Bu sefer zaten zorluk içinde geçinen aile daha sıkışık bir duruma düşmüştür. Akif, artık gündüzlü olarak bir mektebe devam edemeyecek durumdadır. O sırada şimdiki gibi yatılı mektepler bol değildi. Tam bu sırada talih, Mehmet Akif'in imdadına yetişmiş ve Halkalı'da ki sivil Baytar (Veteriner) mektebine yatılı talebe olarak kaydolunmuştur.


1888 senesinde girdiği bu baytar mektebinde Mehmet Akif hep başarı ile sınıf geçmektedir. Ailesinin kendisine muhtaç olduğunu ve bir an evvel hayata atılması lâzım geldiğini Mehmet Akif düşünebilecek bir çağdadır. Bu yüzden bütün gayretlerini derslerine vermiştir. Baytar mektebini birinci sınıf mevcudu 19 kişidir. Mehmet Akif bunlar arasında çalışma ve başarma yönünden birinci gelmektedir. Bu sıralarda Orman mektebi talebeleriden İsparta'lı Hakkı'nın ısrariyle Fransızca dersleri almağa başlamıştır. Baytar İbrahim Bey ona Fransızca dersler vermektedir. Mehmet Akif hayatının sonuna kadar baytar İbrahim Beyin bu iyiliğini unutmamış ve «benîm sebebi hayatım odur» sözleriyle İbrahim beyi hürmetle anmışur. Baytar mektebinde 1891 yılı aralık ayında tez imtihanları başlamıştır. Bu imtihanların neticesinde elde bulunan listede sınıf mevcudu 17 olmasına rağmen Mehmet Akif bunlar arasında üçüncü gelmektedir. 1893 de baytar mektebinden şehadetnamesini alan Mehmet Akif mektepten birinci olarak mezun olmuştur. Bu sıralarda Şevket ve Babanzade Naim Beylerle birlikte Arapça parçalar üzerinde çalışmış ve bu dile ait bilgilerini genişletmiştir.


Mehmet Akif baytar mektebini bitirdiği yıl, yani 1893 de, Tophane-i Âmire veznedarı Emin Beyin kızı İsmet hanımla evlenmiş ve Mehmet Akif'in İsmet hanımdan iki kızı ile dört oğlu dünyaya gelmiştir.



YAZI HAYATI



Mehmet Akif, baytar mektebine devam ettiği sıralarda Tanzimat devri son bulmuştur. 0 sıralarda sair Abdülhak Hâmit yeni parlamağa başlamıştır. Yine bu devrin meşhur romancılarından Sami Paşa zade Sezai ise kendisine o zamanlar büyük bir ün kazandıran (Sergüzeşt) isimli romanını henüz yazmamıştır. Yeni yetişen nesilden, Cenap Şebabettin, Tevfik Fikret, Hüseyin Siyret, Hüseyin Suad, Ali Ekrem, Mehmet Rauf ve arkadaşları ise henüz pek silik ve pek yenidirler. Bunlar «Mektep» ismini taşıyan biri derginin etrafında toplanarak kendilerine bir muhit yapmağa çalışıyorlardı. Roman ve hikâyeleri ile edebî kapasitesini belirtmeğe başlayan Halit Ziya Uşaklıgil ise İstanbul'un edebî çevresinden uzak, İzmir'de bulunmakta ve Hizmet gazetesinde yazılarını yayımlamaktadır.


İstanbul'da yeni yetişen yukarıda isimlerini saydığımız gençlerle, onların arkadaşları ise, Abdülhamid'in istibdat idaresinden göz açarak Recai zade Mahmut Ekrem'in etrafında bir türlü toplanamıyorlardı. Bu sırada (Servet-i Fünun) edebî mektebi kurulmak üzere idi. Gerek tanzimatçılardan hâlâ hayatta kalanlar ve gerekse yeni yetişen nesil Türk edebiyatında bir yenilik yapmak, doğunun tesirinden kurtularak, batının egemenliğine girmek istiyorlardı. Muallim Naci taraftarları ise bunun aksi bir fikir taşıyorlardı. Onlar batının egemenliğini kabullenmekle beraber, yıllardır devam eden Arap ve Acem edebiyatının terkedilemiyeceğini de iddia ediyorlardı. Bunlara göre yüz yıllarca bağlı kaldığımız doğu medeniyetini hiçe saymak, bu medeniyetten faydalanmamak akıl kâri değildi.


İşte Mehmet Akif 14-15 yaşlarında iken İstanbul'da edebî durum bu merkezde idi. Ortada doğu ve batı diye iki taraf vardı. Tanzimatçılardan arta kalanlarla, yeni yetişen nesil; Muallim Naci taraftarlariyle fikir yönünden çarpışma halinde idiler. Muallim Naci, Mehmet Akif'in mülkiyeden hocası idi. Bu yüeden Mehmet Akif, Muallim Naci'nin tarafını tutuyordu. O yeni olduğu halde, yenilik istiyenlere katılmadı. Yaşadığı muhit ve gördüğü tahsil hayatı onu tabiî olarak Muallim Naci'ye bağlıyordu. Muallim Naci, gazel vadisinde, yeni tarzda bir takım güzel şiirler de yazıyordu. Mehmet Akif, Muallim Naci'nin yalnız gazel vadisindeki şiirlerini taklid etti ve o şekilde şiirler yazmağa başladı. Lâkin sonradan bu ilk yazılarını beğenmeyerek yayımlamaktan vaz geçti ve yırtıp attı. Buna rağmen o bir türlü hocasının tesirinden kurtulamamıştı. İstanbul darülfünununa profesör olduğu zaman bile Muallim Naci'nin (Tevhid) adlı şiirini talebesine yazdırmış ve bütün bir ders boyu bu şiiri açıklayarak Muallim Naci'ye olan bağlılığını ve hayranlığını isbat etmiştir.



VETERİNERLİĞİ



Mehmet Akif baytar mektebini bitirince Ziraat Nezareti (şimdiki Tarım Bakanlığı) baytarlık işleri şubesinde vazife aldı. Bir müddet İstanbul'da Bakanlıkta masa başında çalıştıktan sonra baytarlıkla Rumeli, Anadolu ve Arabistan'ı dolaştı. Gezdiği yerlerde bulaşıcı hayvan hastalıkları üzerinde incelemeler yaptı.


Mehmet Akif, ilk şiirini 1895 de yayımladı. Bu şiir (Servet-i Fünun) adlı dergide çıkan (Kuran'a Hitap) adını taşıyan bir şiirdir. Servet-i Fünuncuların en güzel yazılarını meydana serdikleri bu sırada Mehmet Akif, yazı ve fikir arkadaşları olan Herekli Arif Hikmet, Sami Rıfat, Mehmet Kemal, Musa Kâzım, Ahmet Mitat gibi imzalarla, Halil Edip'in çıkarmakta olduğu «Resimli Gazete» de şiirler yazmağa başladı. Mehmet Akif'in bu dergide yayımlanan şiirleri gazel biçiminde ve Muallim Naci yolunda yazdığı bir takım eski şiirlerdir ki, yukarıda da söylediğimiz gibi o bu şiirlerini kitap halinde yayınlamamış ve yırtıp atmıştır. Bir taraftan da Servet-i Fünun dergisine Acem edebiyatından tercümeler yapıyordu.


1898 yılından sonra Abdülhamit devrinin baskısı arttı. Bu yüzden Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanan genç neslin sesi çıkmaz oldu. Hele 1901 - 1908 yılları arasında bu dergide edebiyata ait yazıya hemen hemen rastlayamaz olduk. Mehmet Akif de devre uyarak bu sıralarda mecburen sustu.



ÖĞRETMENLİĞİ



4 Ekim 1906 da, esas baytarlık vazifesine ek olarak Halkalı Ziraat mektebi hocalığını da üzerine aldı. 25 Ağustos 1907 de de Çiftçilik Makinist mektebi tahrir hocalığını yapmağa başladı.


11/11/1908 de İstanbul Darülfünunu umumî edebiyat profesörlüğüne tayin edildi. 14 Ağustos 1908 de çıkmağa başlıyan Sırat-ı Müstakim dergisi, Mehmet Akif için beğenilir bir yayım aracı oldu. Bundan sonra çok sevdiği bu dergiye muntazaman yazılar yazmağa başladı. Aynı yılda Şiraz'lı Sadi'nin yazılarına karşı büyük bir alâka gösterdi ve onun tesirinde kaldı.


Mehmet Akif'in en çok eser verdiği yıllar 1908-1910 yıllardır. Mehmet Akif'in 1908 yılında Sırat-ı Müstakim dergisinde 29 manzumesi, 1909 da 5 manzumesi, 1910 da 7 manzumesi yayımlandı. Mehmet Akif bu dergide çıkan bütün şiirleri - dördü hariç olmak üzere - 1911 yılında çıkardığı «Safahat» adlı şiir kitabında yayımladı.


Mehmet Akif manzum hikâye vadisinde çok lirik bir üslupla bize en güzel, içtimaî ve tarihî hikâyeler verdi. Onun 1908 yılından sonra nesir sahasında da büyük bir ilerleme gösterdiğine şahit oluyoruz.



SON GÜNLERİ VE VEFATI



Mehmet Akif'i hastalıklar artık sık sık yokluyordu. 1935 yılı temmuz ayında, hava değiştirmek maksadiyle Aliye yakınında, Sükel-Garp köyüne çekildi. Lübnan çamlıklarında onu yakalayan sıtma hastalığı kendisini çok sarsmıştı. İdealinin yıkılmasiyle manen harap okluğu gibi, vücutça da bitkin ve haraptı. Bu sırada Antakya'dan Beyrut'a gelen arkadaşı Ali Hilmi Bey onu bu sessiz hayattan bir müddet olsun çekip kurtarmak için kendisini Antakya'ya çağırdı. Antakya halkı Mehmet Akif'i candan karşıladılar. Bereket Zade Cemil Bey Mehmet Akif'i konağında misafir etti. Mehmet Akif Antakya'dan, Mısır'a dönünce sıtmanın geçmediğini gördü. Şu hale göre kendisine sıtmadan başka bir hastalık daha var demekti.


Artık hayatı evham ve kuşku içinde geçiyordu, ihtiyarlamıştı. Zayıf ve dermansız kalmıştı. Manevî hayatı gibi, maddî hayatı da sönmeğe yüz tutmuştu. Şimdi onun içini kavuran en büyük hastalık yurt ve vatan hasreti idi. İstanbul'a dönmek ve orada ölmek istiyordu. Mısır'da öleceğinden korkuyordu. 1936 yılı yaz mevsimi başlangıcında Mısır'dan İstanbul'a geldi. Vapurdan çıkar çıkmaz davet edildiği Prenses Emine Abbas Halim'in konağına gitti. Bu konakta üç dört gün misafir kaldıktan sonra tedavi edilmek üzere Nişantaşındaki Sağlık Yurduna götürüldü.


İstanbul'a döner dönmez hükümet tarafından kendisine 170 lira tekaüt maaşı bağlanmıştı. Onu İstanbul parlak bir şekilde karşıladı. Bu hususta hakkında güzel yazılar yazıldı. Bir ay kadar Nişantaşı Sıhhat Yurdunda tedavi gören Mehmet Akif, hastalığın günden güne şiddetlenmesi yüzünden, Dr. Fuat Şemsi'nin tavsiyesiyle sıhhat yurdundan çıkarılarak Mısır apartmanına götürüldü. Tedavisini Profesör Burhanettin Tuğan üzerine aldı. Burada da bir müddet kaldıktan, sonra Prenses Halim'in Alem Dağındaki Baltacı Çifliğine gitti. Daha Mısır'da bulunduğu sıralarda en büyük arzusu son günlerini bu çiftlikte geçirmekti. İşte bu muradına da kavuşmuştu. İstanbul semtine kanında toplanan suyu aldırmak üzere İstanbul’a iniyordu. Günden güne artan bu acılarla kıvranan Mehmet Akif, İstanbul'a döndükten sonra çok sevdiği memleketinin havasını ancak 6 ay kadar teneffüs edeibildi. 1936 yılı Aralık ayının 27 inci Pazartesi gecesi tam saat 7,45 de gözlerini yumdu.


İşte sahifelere dar gelen «İstiklâl Marşı» şairimizin, ölümsüz hayâtı...



ESERLERİ



Nazım

1. "Safahat Birinci Kitap": İçinde 44 manzumevardır. Toplamı 3 000 dize kadardır. Konularını toplumun acı çeken çeşitli kesimlerinden, hürriyet, istibdat gibi siyasal olaylardan, şairin mistik duygularından ve bu dünyevi vazifelerden almaktadır.


2. "Safahat İkinci Kitap": Süleymaniye Kürsüsünde Süleymaniye Camii'ne giden iki kişinin söyleşilerini içeren bir başlangıçla kürsüde Seyyah Abdürreşit İbrahim'i konuşturan uzun bir bölümden oluşmaktadır. 1 000 dizedir.


3. "Safahat Üçüncü Kitap": Hakkın Sesleri Toplumsal felaketler karşısında insanları uyarmak için gerçek İslami mesajı yansıtmaktadır. Toplamı 500 dize tutan 10 parça manzumedir. Manzumelerde Akif, partizanlığa, umutsuzluğa, ırkçılığa ve ateizme çatmaktadır.


4. "Safahat Dördüncü Kitap": Fatih Kürsüsünde İki arkadaşın Fatih yolundaki konuşmalarını içeren bir bölümle, Fatih Camii Kürsüsü'ndeki vaizin konuşması olarak verilen uzunca metni içermektedir. 1 800 dizedir. Toplumsal ve siyasal bir yergidir. Tembellik, gerilik ve batı mukallitleri hedef alınmıştır.


5. "Safahat Beşinci Kitap": Hatıralar Tümü 1 600 dizedir. Manzumelerde toplumsal felaketler karşısında Allah'a yakarılmakta, İslamiyeti gerektiği gibi ve geri kaldığı için tembel halk ve aydınlar suçlanmakta, Akif'in gezdiği yerlerdeki izlenimleri anlatılmaktadır.


6. "Safahat Altıncı Kitap": Asım 2 500 dizelik tek parçadan meydana gelmektedir. Savaş vurguncuları, köylülerin durumu, geçmişe bakış anlayışı, eğitim-öğretim, medrese, ırkçılık, batıcılık, gençlik gibi birçok konu üzerinde durmakla birlikte, Akif'in gerçek görüşünü temel alır. Hocazade(Akif) ile Köse İmam arasında karşılıklı konuşmalar biçiminde geliştirilmiştir.


7. "Safahat Yedinci Kitap": Gölgeler Akif'in 1918-1933 yılları arasında yayımlanmış manzumelerini içermektedir. Bunların toplamı bir kısmı kıta olmak üzere 41'dir. Manzumelerin üçü ayet yorumu olarak kaleme alınmıştır. Yazdıkları dönemin Akif üzerindeki etkilerini yansıtmaktadır.


8. "Son Safahat": Ölümünden sonra, damadı Ömer Rıza Doğrul tarafından Akif'in basılmamış şiirleri bir araya getirilerek bu ad verilmiş ve 1943'teki toplu basımın sonuna konmuştur. 16 manzumedir ve birçoğu kıtadır. Safahat'ın daha sonraki basımlarında Son Eserleri başlığı altında verilmiştir. M.Ertuğrul Düzdağ'ın tertip ettiği 8. Basımda bunlara 11 yeni manzume eklenmiştir.


9. "Safahat (Toplu Basım)": 6 Safahat'ın ve Son Safahat'ın yeni harflerle toplu basımıdır. Ömer Rıza Doğrul tarafından basıma hazırlanmış, bir mukaddime, indeks ve önsöz konulmuştur.



Nesir

1. "İttihat Yaşatır, Yükseltir, Tetrika Yakar Öldürür" : Mehmet Akif ile Aksekili Ahmet Hamdi Bey'in, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Şehzadebaşı Kulübü'nde yaptıkları birer konuşma Mev'aziz-I Diniye Birinci Kısım adıyla bastırılmıştır. Buradaki 54-60. Sayfalar Mehmet Akif'in konuşmasını kapsamaktadır.


2. "Kastamonu'da Nasrullah Kürsüsü'nde" : Akif'in Kastamonu Nasrullah Kürsüsü'nden yaptığı konuşmasıdır. Akif, Sevr Anlaşması'nı anlatmaktadır.


3. "Kur'an'dan Ayetler ve Nesirler": Üç bölümlük eserin birinci bölümünde Kur'an Tefsirleri, ikinci bölümde Milli Mücadele döneminde yazılmış üç tefsiri ile Kastamonu ve ilçelerindeki vaazları üçüncü bölümde ise edebiyat yazıları, hasbihalleri yer almaktadır.


4. "Mehmet Akif Ersoy ( Safahat ve İstiklal Marşı Şairi), Kur'an -I Kerim'den Ayetler (Meal-Tefsir)- Mev'izeler (Balkan Harbi'nde-Milli Mücadele'de)": Hazırlayan: Suat Zühtü Özalp. Birinci kısımda Akif'in yorumladığı ayetlerin Kur'an yazısı ve Latin harfleriyle okunuşu, meali ve tefsiri veriliyor. Bunların sayısı 32'dir. İkinci kısım da sekiz konuşma vardır. Bunlardan üçü Balkan Savaşı yıllarında yapılmıştır. Zağanos ve Nasrullah Camiileriyle Kastamonu ve ilçelerindeki konuşmalarından oluşur.


5. "Mehmet Akif, İstiklal Marşı Şairimizin İstiklal Harbindeki Vaazları": Hazırlayan: Hasan Boşnakoğlu


6. "Babanzade Ahmet Naim, Profesör Abbas Mahmut Akkad, Mehmet Akif: İman ve Ahlak": Hazırlayan: Süleyman Fahir


7. "Mehmet Akif Ersoy Hutbeler": Sadeleştiren: Maruf Evren



Çeviri

1. "Müslüman Kadını": Mısırlı Ferid Vecdi'den tercüme edilmiştir.


2. "Hanoto'nun (Hanotaux) Hücmuna": Muhammed Abduh'un İslami Müdeafaası Fransız Dışişleri Bakanlarından Hanotaux, yazdığı bir makalede, İslamın medeniyeti kabule elverişli olmadığını ileri sürmüş, Muhammed Abduh da buna bir cevap vermiştir. Akif'in bu çevirisi, daha sonra kitap haline getirilmiştir.


3. "İçkinin Hayat-ı Beşerde Açtığı Rahneler": Abdülaziz Çaviş'ten çevrilmiştir.


4. "Anglikan Kilisesi'ne Cevap": Abdülaziz Çaviş'ten tercüme edilmiştir. Kitap ayrıca Hazreti Ali'nin Bir Devlet Adamına Emirnamesi adıyla da Mehmet Akif'in çevirisinden yayımlanmıştır.


5. "Mehmet Akif Külliyatı": Hazırlayan İsmet Hakkı Şengüler. Akif'in çevirilerine ayrılmıştır.6.Orani: (Kamil Flamaryon'dan)


7. "Hadika-i Fikriyye": (Ferit Vecdi'den)


8. "Müslümanlıkla Medeniyet": (Ferit Vecdi'den)


9. "Medeniyet-i İslamiye Tarihi'nin Hataları": (Şiblinnumani'den) Corci Zeydan tarafından yazılan Medeniyet-i İslamiye Tarihi adlı eserin hatalarını göstermek amacıyla Hintli Şiblinnumani'nin yazdığı eserlerdir.


10. "Asr Suresi Tefsiri": ( Muhammed Abduh'dan)


11. "Alemi İslam": Hastalıkları ve Çareleri: (Abdülaziz Çaviş'ten)


12. "Müslümanlık Fikir ve Hayata Neler Bahşetti?": ( Abdülaziz Çaviş'ten)


13. "Kavmiyet ve Din, İslam ve Medeniyet": (Abdülaziz Çaviş'ten)


14. "Esrar-ül Kur'an": (Abdülaziz Çaviş'ten) Bu eserin çoğu bölümünü Mehmet Akif Ersoy tercüme etmiştir.


15. "İslamlaşmak": (Sait Halim Paşa'dan) Fransızcadan çeviridir.



Kaynak: http://www.meb.gov.tr/belirligunler/istiklal_marsi/index_istiklal.html











31 Ocak 2009 Cumartesi

İstanbul'un Fethi

1 yorum
İstanbul'un Fethi ( 1453 )


1451 Yılında 2. Murat'ın ölümüyle tahta geçen oğlu 2. Mehmet, Bizans'ı Osmanli Devletinin Rumeli'de ilerlemesine ve büyümesine engel görüyordu. Bu engeli ortadan kaldırmak için İstanbul'un alınması gerekiyordu.

Ayrıca İstanbul'un fethini gerekli kılan bazı nedenler vardı,bunlar:

*Bizans'ın, Anadolu Beyliklerini Osmanlı Devletine karşı kışkırtarak, Anadolu'daki Türk siyasi birliğini bozmaya çalışması,

*Bizans'ın, Osmanlı Şehzadelerini kışkırtarak, Osmanlı Devletin'de taht kavgalarına neden olması,

Resim:http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/dokumanlar/
F872905495_istanbulun_fethi.jpg

*Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki, bağlantının sağlanabilmesi için,

*Bizans'ın, Avrupa - Hristiyan dünyasını kışkırtıp, Haçlı seferlerine zemin hazırlaması,

*Bölge ticaret yollarının ve kazançlarının, ele geçrilmesi için,
İstanbul'un fethi gerekiyordu.

2. Mehmet, bu nedenlerle, İstanbul'un fethi için hazırlıklara başladı. Önce Karamanoğulları ile anlaşarak, Anadolu'daki güvenliği sağladı.Anadolu Hisarı'nın karşısındaki Rumeli Hisarını ( Boğazkesen ) yaptırdı. Böylece, Bizans'a Karadenizden gelecek yardımları engelleyebileceği gibi, Anadolu'dan Rumeliye geçebilecekti.

Bundan sonraki hazırlıklar; büyük çaplı topların döktürülmesi,Edirne'de ordunun hazırlanması , Balkanlar'dan gelecek yardımın engellenmesi için, gerekli önlemlerin alınması, olmuştur.

Bu hazırlıklardan sonra, Osmanlı ordusu 6 Nisan 1453 Tarihinde İstanbul'u kuşattı. 18 Nisan'a kadar top ateşi ile surlar yıkılmaya çalışıldı. 20 Nisan'da denizlerde mücadele başladı. Ancak Haliç'in ağzının zincirlerle kapatılmış olması nedeniyle Osmanlı donanması Haliç'e giremedi. Oysa Bizans'a yardıma gelen Venedik , Papalık ve Ceneviz gemileri Osmanlı Donanmasını yararak haliç'e girmişti. 2. Mehmet, tüm bu gelişmeler üzerine 22 Nisan gecesi gemileri , yağlı kazıklar üzerinden karadan ( kasımpaşa sırtlarından ) Haliç'e indiritti.

Karadan ve denizden saldırıya geçen Osmanli kuvvetleri , 54 gün sonra 24 Mayıs 1453'te İstanbul'a girerek , şehri teslim aldı. Şehre hiç dokunulmadığı gibi şehirden kaçanların dönmesine de izin verildi.


İstanbul Fethinin Türk Tarihi Açısından Önemi


* İstanbul'un fethi ile Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki Bizans'ın yarattığı tehlike ortadan kalktı.

* İstanbul'un alınması ile Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan ticaret yolları ele geçirildi.

* İstanbul, Osmanlı Devletinin başkenti yapıldı , ve 2. Mehmet "Fatih" ünvanını aldı.

* Osmanli Devleti'nin yükselme dönemi başladı.


İstanbul'un Fethinin Dünya Tarihi Açısından Önemi


* İstanbul'un fethi sırasında kullanılan büyük topların en güçlü surları bile yıkabileceği görülmüştü. Bu denli güçlü topların yapılması , Avrupa'daki "derebeylik" lerin yıkılmasına ve merkezi krallıkların güçlenmesine neden oldu.

* İstanbul'un fethiyle Orta Asya'dan Karadeniz'e ulaşan İpek Yolu'nun önemli bir bölümünün Osmanli Devletinin eline geçmesi , Avrupalıları yeni ticaret yolları arayışına yöneltti. Bu olay coğrafı keşiflerin nedenlerinden birini oluşturdu.

* İstanbul'un Fethi Orta Çağın sonu , Yeni Çağın başlangıcı olmuştur.

* İstanbul'un fethinden sonra İtalya'ya giden bilim adamları oradaki eski Yunan ve Roma eserlerini inceleyerek, Rönesans'ın başlmasına katkıda bulundular.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Ziyaretçilerimiz

FEEDJIT Live Traffic Feed

Populer Bölümler

FEEDJIT Live Page Popularity
[Valid Atom 1.0]